Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics
Image Hosted by ImageShack.us
Herşey bir güzelliğe sahiptir fakat bunu herkes görmez.


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

Image Hosted by ImageShack.us ™ Cuteberries.com - Cartoon Dolls, Cute Disney Graphics, Saniro Graphics, Myspace Pictures, Myspace Codes, Myspace Layouts, Myspace goodies, Myspace stuff and more ! ™ Image Hosted by ImageShack.us

Ahhh...


-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sahi mi? Yani, sayısız günahlar işlediğim halde, hiç günah işlememiş sayılacağım öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Ciddi misiniz? Oysa, bana kalsaydı, ben kendimi bile bu kadar kolay affedemezdim. Dostlarımdan bile öyleleri var ki, bir hata ettim diye beni defterden sildiler. Artık görüşmüyorlar. Ben de çoğu arkadaşıma ilk hatasını görür görmez küstüm. Hiç hata etmemişler gibi davranmam çok zor onlara. Oysa siz...
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Daha önce tövbe etmediğim günahlarım da var benim. Özür dilemeyi unuttuğum hatalarım var. Yanlış olduğu halde, yanlışlığını kabullenmediğim bir sürü yanlışım var.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Nasıl yani? İçimde azıcık bir pişmanlık olsa bile, özür dilemiş mi sayılıyorum? Dilime varmayan içimdeki "ah!"lar da tövbe diye mi kabul ediliyor. Yüzümün kızarması da... Öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Ben... Şimdi.. Tövbe etsem... Olur mu ki? Yani, şimdi hatırladıklarım için özür dilesem hepsine tövbe mi etmiş olacağım? Hepsinden affedilebilir miyim sahiden?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Doğru ya, "hiç günah işlememiş gibi" diyorsunuz. Hiç günah işlememiş gibi olmak için hepsinin bağışlanmış olması gerekli. Hımm; anladım.Peki, ya yeniden günah işlersem? O zaman sözümden dönmüş olacağım. İyice günaha dalacağım. En iyisi, en sonunu beklemek özür dilemek için.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-O günahtan da tövbe edebilirim yani.. Özür dilemek için her zaman fırsatım var demek! Ama neden bu cömertlik? Niye bu kadar bağışlayıcılık?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sevildiğimi bileyim ha! Hata edebileceğim baştan biliniyordu ama yine de var edildim. Günah işleyeceğim belliydi ama yine de nefes veriliyor bana. Özür dilerim umuduyla.. Her sabah güneş, ben özür dilerim belki diye mi geliyor dünya ufkuna? Yeter ki, özür dileyecek içtenlikte olayım. Huzura geleyim. Günahsızlığıma güvenip huzurdan kaçmamdan ise, günah vesilesiyle de olsa huzura gelmemi iyi bir şey sayıyorsunuz. Boynumu bükmem, mahcup olmam, gözlerimin yaşarması bu kadar mı önemli sizin için? Günahsızlıktan bile önemli ha!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-İçimde bir ateş bir ateş ki, hiç sormayın! Yanıyor, yakıyor. Yanıyor, yakıyor. Söner mi, dersiniz?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günah işlememeye içten niyetlenirsem olur öyle mi? Ama şaşırırsam başka.. Unutsam da yeni imkanlar var önümde. Kredim bitmiyor hemen. Yeter ki o içtenliği bir an hissedeyim. Yani, hiç günahsız bir bebek gibi, hiç hatasız bir dost gibi tatlı bir mahcubiyetle yaşamamı istiyorsunuz. Beyaz bir sayfayı hiç kirletmeme ihtimamını kuşanayım yeter; öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir."
-Özür diliyorum Rabbim... Bin özür; milyonlar özür... Çok utanıyorum; çok mahcubum. çok, çok... N'olur, affet beni, affettiğini bildir. Affedildiğimi hissedeyim. Söz veriyorum (veriyorum mu ki?) bir daha asla! Bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla...
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günah işlememiş gibi mi gerçekten... Yani, günah işleyip de affedilmiş bile değil. Sanki hiç işlememiş gibi! Hiç! Hiç! Hiiççç! Affedildim mi şimdi? Yeni baştan adam sayılıyorum ha! Sıfırdan başlıyorum demek!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hatalarım hiç yüzüme vurulmayacak demek! Hatırlatılmayacak bana. Unutturulacak. Hatırlayıp da utanmayayım diye. Hatırladığım olursa da, içimdeki sızıyla bir daha özür dileyeyim diye. Defterimden de silinecek, hafızamdan da. Hatta, affedildiğimi bile hatırlamayacağım. Ne güzel bir bağışlama bu. Bağışlayan bağışladığını bağışladığına fark ettirmiyor bile.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günahsızlar nasıl yaşarsa, öyle mi yaşamam gerekiyor bundan böyle?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Efendim?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sesiniz, sesiniz, ne güzel sizin! Bir daha söyleseniz! Bir daha! Sözünüzden de güzel sesiniz. Müjdenizden bile tatlı söyleyişiniz. N'olur, bi'daha konuşsanız!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Yüreğime su serptiniz! Ne kadar serinledim bir bilseniz.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Efendim, siz ne güzel müjdecisiniz! Fakiri sevindirdiniz.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir."
-Efendim, Siz.. Siz.. Siz... Siz... Siz... Ne güzel elçisiniz! Niye buraya kadar zahmet ettiniz.Ah!!
SENAİ DEMİRCİ


Tarih: 13:17, 31/8/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

....











Tarih: 14:06, 28/4/2009 Kategori: Resimler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Güllere sevdalandım



Güllere sevdalandım
Ugruna Ya Rasulullah (s.a.v.)
Güllere sevdalandım..
Dillerini ögrenince anladım
Onlar da sana sevdalanmıslar..
Baktım, Ilahi Rahmetten bir damla kalmıs bir gülün üzerinde..
Gözyasına benzettim Ya Rasulullah (s.a.v.), gözyasına benzettim o damlayı senin..
Bütün sevdiklerimde seni görüyorum, seni seven insanlar görüyorum..
Bir babanın cocuguna bakısında
Senin dünyanın bütün cocuklarına karsı duydugun sevkati görüyorum..
Ve merhametini bir din kardesine yardım elini uzatan müslümanın kalbinde,
Bir yetimin mahzun bakısında gül yüzünü görüyorum Ey ALLAH`ın Sevgilisi,
hasta bir adamın sabrında cektigin bütün sıkıntılara karsı Rabbına tevekkül edisini..
Ve misafir oldugum bütün hanelerde senin Hazret-i Hatice ile olan muhabbetini bulmak istiyorum..
Bütün sevdiklerimde seni arıyorum, her müslüman sana benzesin istiyorum..
Hepimiz sana birazcık benzeyebilsek,
yüzlerimizdeki karadan kurtulabilir miyiz o zaman?
Biz bu dünyada seni göremedik,
ama sana Yüce ALLAH´ın (c.c.) Izni ve Dilegi ile süphesiz iman ettik, Muhammed Rasulullah (a.s.).
Hani "Kardeslerim" diye bahsettiklerin, onlar biz olabilir miyiz?
Peki Ey ALLAH`ın Habibi, kardes kardesi hic bizim seni üzdügümüz gibi üzer mi?
Insan kardesine bizim sana ettigimiz kadar nankörlük edebilir mi hic?
Inan pismanız, inan pismanız...
Biz seni, o gül yüzünü, gül adını, gül kokunu o kadar cok sevdik ve o kadar cok özledik ki..
Sen de bizi sevdin, biliyoruz Ya Rasulullah (s.a.v.).
Bazan düsünüyorum,
Sen bu dünyada iken yasasaydim, neyin olmak isterdim diye..
Seni taniyan ve seven herkes düsünür bunu zannedersem.. Sonra, kızın olmak isterdim diyorum.. Sonra, "Hasa" diyorum, ben kim oluyorum.. Düsüne düsüne, ayagının bastıgı yerin üzerinde,
Bastıgında ayagın ile topragın arasında kalan
toz taneligine talip oluyorum..
Sonunda farkediyorum ki, ben ona da layık degilim.
Ben anca seni sevmeye layıgım Ya Rasulullah (s.a.v.), ve bunun icin Alemlerin Rabbı`na öyle minnettarım ki,
Seni sevme nimetinden mahrum olan her insan icin dua ediyorum..
Ve bu nimet ile sereflendirilen her Müslüman icin MasaALLAH BarekALLAH
diyorum..
Sen ne mühim, ne mübarek bir vazife ile geldin...
Sen, ALLAH´ın Rasulü (s.a.v.), bizim gibiydin. Ama biz senin gibi olamadik...
Bütün asıklar senden bahseder, seni cagırır tüm gönüller.. Sen ne büyük bir Müjde ile geldin..

Bir gün gelsen Efendim, bir gün tesrif etsen..
Ey Menba-ı Esrar, Ey Alem-i Iftihar!
Yanlızca bir gün..
Kücücük, üstelik günah dolu kalplerimizle, bir insan ALLAH (c.c.) rızası icin bir kulu ne kadar sevebilirse, biz seni o kadar sevdik ey gönüllerin Tabibi...
Cünki sen sevilmeye o kadar layıksın ki...
Her yerde sen, her yerde senin sevgin!
Hos geldin Ya Rasulullah (s.a.v.), gönüllerimize hos geldin!..
Biz ne kutlu bir ümmetiz ki, ALLAH (c.c.) icin seni sevmeden cok zaman önce ALLAH (c.c.) rızası icin sen bizi sevdin...

Günahlarıma bakınca,
Bir coban olsaydım diyorum, tıpkı Veysel Karan-i gibi… Daglarda ALLAH`ın Adıyla seni ansaydım..
Gece gündüz seni arasaydım, sonra annemden izin alıp da mübarek kapını dünya gözüyle artık göremeyecegimi bile bile Ben de calsaydım!..
Dostlarını görüyorum, onlar beni görmeselerde..
Üveys´in askında seni görüyorum, seni Mekke-i Mükerreme`de, Medine-i Münevvere`de, dagda, tasta seni görüyorum..
Güllerin acısında, bir kuzunun annesini arayısında ve bütün nehirlerin caglayısında, ALLAH´a (c.c.) olan Zikri, ve sana duyulan muhabbeti seziyorum!..
Muhammed diyor sanki sokaktaki cocuklar, Muhammed diyor cicekler..
Ve bal arısı sanki o mübarek kursagından bir lokma olsun gecsin diye topluyor binbir bitkiden sifalı o nimeti... Seni bize verdigi icin ElhamdüLILLAH diyorum..
Efendim, Resulüm, Canim Peygamberim,
bu dünya sensiz, biz öksüz, biz yetim, ama biz ümitli, vuslatı bekliyoruz..
Selam Sana Ey Habibullah, Sonsuz Salat ve Selam Sana!

Alintidir


Tarih: 22:36, 28/3/2009 Kategori: Peygamber aski
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

Özür diliyorum senden ey hayat...

Mümkün olsa, her dostumu buraya mutluluk stajına çağırırdım. Yaklaşık bir aydır el bebek gül bebek hazırladığımız Rehabilitasyon Merkezi'nde, hayatın saklı yüzünü, gölgede bekleyen sürprizlerini okuyorum. Burada küçücük sevinçlerin, minicik başarıların ne kadar da büyük olduğunu öğreniyorum.

Mutlu olmayı unutanların, hatırlayacağı o kadar mutluluk var ki! Sevinmeyi büyük şeylere bağlayanların keşfedeceği o kadar sahici sevinçler var ki!.

Kendimce bir "Engelli Günlüğü" tutmaya karar verdim. Bu günlüğün kahramanlarını, aileleri izin verdiği ölçüde, fotoğraflıyorum da. Tanıyın istiyorum o kalbi büyük kalıbı küçük kahramanları. Bir de onların annelerini, babalarını, utangaç kardeşlerini, mahzun ağabeylerini, eli koynunda ablalarını iyi bilin.

Bilin de, çocuklarınız üst başlarını çamurlayarak koşuyorlar diye, koltukların üzerinde zıplıyorlar diye, olmadık ukalalıklar yapıyorlar diye üzülmemeyi öğrenin. Burada, çocuğunun "ilk adım"ı için bir ömür tüketen anne babalar var. Burada, âmâ kızının gözünün içine hasret dolu bakışını yıllardır bekleyenler var. Burada, otistik kardeşinin yarım da olsa bir tebessümünü umutla bekleyen küçücük ablalar var.

Down Sendromlu ağabeyinin bin bir zahmetle ağzından çıkardığı sözcüklerle mutlu olmayı öğrenmiş bir ilkokul öğrencisi gördünüz mü? Kardeşinin tekerlekli sandalyeden ayağa kalkamamasına alışmış, erken yaşta olgunlaşmış minik ağabeyler tanıdınız mı siz? Küçük kız kardeşinin de kendi yaşına geldiğinde yürüyemez olacağının kendisinden sır gibi saklandığı kas erimeli ablanın gözlerinin içine baktınız mı hiç? On yaşında her çocuk gibi koşup dururken sadece beş yıl içinde yürüyemez hale gelip hızla ihtiyarlamış büyük ruhlu gençleri gördünüz mü siz?

Bir görseniz onları. Bir bilseniz göğüslerine saplanmış paslı hançerleri. Belki de, benim gibi, anne-baba olduğunuza utanırsınız. Hayattan bıktığınıza, sevdiklerinize küstüğünüze yanarsınız. Gereksiz mutsuzluklar ürettiğiniz için bin pişman olursunuz.

Bir babanın 18 yaşındaki oğlunun ayakkabılarını özenle çıkarışını, tekerlekli sandalyesinin aparatlarını sabırla söküp yerine takmasını seyrettim geçen gün. Hayranlıkla ama mahcubiyetle. Kızıma ayakkabısını giymekte nazlandığı için kızdığım anlar geldi aklıma. O babanın ve annenin "Niye bu bizim başımıza geldi!" demek yerine, suskunca, minnet duygusuyla ekibimize teşekkür edişini kısa bir film olarak çekmek isterdim. O filmin müziğini bestelemek için en az 15 gün oğlumu tekerlekli sandalyede gezdirmem gerek. Onaltıncı günde yürümeye devam edeceğini bile bile de olsa, o 15 günün ıstırabı ne kemanlar sızlatırdı acep?

Sonra, hiç kötülük düşünemeyen o meleksi varlıkların annelerinin gözlerinin içine bakışları düşüyor aklıma. Down sendromlu bir delikanlının nasıl da babasının dükkanına sadakatle koşturduğunu, getir götür işlerine seve seve baktığını, dükkanı ince ince süpürünce mutluluktan nasıl da gözlerinin içinin parladığını anlattı annesi önceki gün. Annenin de gözlerinin içi gülüyordu anlatırken. Ne garip değil mi, bir düğün hayal edemiyor oğlu için ama lekesiz bir sevinç gözlerinin ta içinde büyüdükçe büyüyor. Utandırıyor beni.

Ömrümün ahirine hayatın bu mahzun köşesinde nöbet tutmam yazılmış meğer. İlk fırsatta, bir günümü işitme engelli gibi kulaklarım kapalı geçirmeyi düşünüyorum. Bir başka günde de tekerlekli sandalye ile semtimde gezmeyi deneyebilirim. Bir başka gün elimde bir "beyaz baston"la kaldırımların köşelerini ve inişlerini yoklarken görünebilirim. En zoru da, kucağından hiç inmeyen, belki hiç tebessüm etmeyen, şefkatinin karşılığını yüzünde hiç okuyamadığın bir zihinsel engelli çocukla hiç olmazsa bir gün geçirmek...

Bir avuç öğrencimiz var şimdilik. Bizden önce o suskun acıların nöbetini devralanlara hayranlıkla bakıyorum. Bu şehrin kaldırımlarını tekerlekli sandalyeye göre yıkıp yeniden yapıyorum hayalimde. Bu şehrin seslerini bir de görme engellilerin kulağından dinliyorum şimdi. İşitme engellilerin annelerinden bile duyamadığı o müşfik sesin açlığıyla, anne yüzünün her noktasından şefkat emmelerini seyrediyorum şimdi.

"Öğrenci" mi demiştim? Düzeltiyorum. Bize öğrettikleri o kadar fazla ki. İzninizle "öğretmen" demek istiyorum onlara. Unuttuğumuz mutlulukları bize yeniden hatırlattıkları için. Acemisi olduğumuz sevinçleri bize yeniden öğrettikleri için. Ne güzel öğretmen onlar.. Susarak öğretiyorlar! s.demirci@zaman.com.tr

Alintidir

Tarih: 23:35, 24/2/2009
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Iki şey ...

İki şey seni "vasıflı insan "yapar:
1 İradeye hakim olmak
2 Uyumlu olmak

İki şey sana "e değer" katar:
1 Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2 Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey seni geri bırakır:
1 Kararsızlık
2 Cesaretsizlik

İki şey seni kaşif yapar:
1 Vasıflı çevre
2 Birazcık delilik

İki şey senin ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1 Baskın yeteneği bulmak
2 Cidden sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır:
1 Ustalardan ustalığı öğrenmek
2 Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1 Niyetin saf (halis) olması
2 Ruhsal farkındalık

İki şey seni milyonlarca insanlardan ayırır:
1 Problemin değil çözümün parçası olmak
2 Hayata ve herşeye yeni (özgün,orijinal,farklı)bakış açısıyla yaklaşabilmek.

İki şey gelişmeyi engeller:
1 Aşırılık (mübalağa,abartı,ifrat,tefrit)
2 Felaket odaklılık

İki şey çözüm getirir:
1 Tebessüm (gülümseme,sırıtma veya kahkaha değil!)
2 Sükut (susmak)

İki şey"kalitesiz insan"ın özelliğidir:
1 Şikayetçilik
2 Gıybet,dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1 Bakış açısını değiştirmek
2 Empati yapmak (muhatabın yerine kendini koymak)
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1 Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2 Kul hakkından korkmak

İki şey seni gözden düşürür:
1 Demagoji (laf kalabalığı)
2 Kendini ağıra satma (övme,vazgeçilmez gösterme vs


Tarih: 23:23, 24/2/2009 Kategori: Mutluluk
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->

Ruyaa
Ruyaa



Overlapping Text
Webmasterim.Com Canlı Radyo Dinle
Free Site Counters
Free Site Counters Make your own glitters with codes at GlitterYourWay.com